27 Aralık 2010 Pazartesi

Kayakla Atlama - FIS Ski Flying World Championship

'FIS Ski Flying World Championships' iki yılda bir düzenlenen hesaplama noktası en az 185 m olan devasa tepelerde yapılan kayakla atlama şampiyonasıdır. Hal-i hazırda bu büyüklükte 5 atlama tepesi mevcuttur. Şampiyona da dönüşümlü olarak buralarda yapılmaktadır. Bunlar; Planica (SLO), Oberstdorf (GER), Bad Mitterndorf (AUT), Harrachov (CZE) ve Vikersund (NOR). Son olarak 2010 yılında Slovenya-Planica'da düzenlenen dünya şampiyonası, 2012 yılında Norveç-Vikersund'ta yapılacak. Takım ve bireysel olmak üzere iki ayaktan oluşur. Bireyselde toplam dörder atlayış yapılır. İlk turda 40 sporcunun atlayışından sonra 10 kişi elenir, kalan 30 kişinin üçer atlayışının ardından da en çok puanı toplamış olan sporcu dünya şampiyonu olur. 2004 yılından itibaren Uluslararası Kayak Federasyonu (FIS) 4 sporcudan oluşan ve her birinin ikişer atlayış yaptığı takım etkinliğini çıkardı.

Planica
Slovenya'nın kuzeybatısında bulunan Planica'da son olarak 2010 yılında düzenlenen turnuvada bireyselde İsviçreli Simon Ammann altın alır iken ikinci Gregor Schilierenzauer ve üçüncü Norveç'ten Anders Jacobsen oldu. Takım etkinliğinde ise Gregor Schlierenzauer, Martin Koch, Thomas Morgenstern ve Wolfgang Loitzl dörtlüsü Avusturya milli takımına altını getirdi. Gümüş madalya Anders Jacobsen, Johan Remen Evensen, Anders Bardal, Bjørn Einar Romøren ile Norveç'e gitti. Bronz ise Olli Muotka, Matti Hautamäki, Harri Olli, Janne Happonen ile Finlerin oldu.

Oberstdorf
Bavyera'nın güneybatısında yer alan Oberstdorf en son 2008 yılında bu turnuvaya ev sahipliği yaptı. Avusturyalıların duble yaptığı şampiyonada altını Gregor Schlierenzauer, gümüşü Martin Koch ve bronzu Fin Janne Ahonen aldı. Takım müsabakasında Avusturyalılar bireyselde olduğu gibi altının sahibi olmuştu. Gümüş Finlerin, bronz ise Norveçlilerin olmuştu.

Bad Mitterndorf
Avusturya'nın Styria bölgesinde bulunan Bad Mitterndorf kentinde son olarak 2006'da düzenlenen şampiyonada Roar Ljøkelsøy, Lars Bystøl, Bjørn Einar Romøren, Tommy Ingebrigtsen'lı kadrosu ile Norveç
altının sahibi oldu. Finlandiya ikinci, Almanlar üçüncü oldu. Bireyselde ise altını alan takım etkinliginde Norveç'i şampiyon yapan Roar Ljøkelsøy'den başkası değildi. Podyumun diğer iki basamağında ise Avusturyalılar Andreas Widhölzl ve Thomas Morgenstern yer aldı.


Vikersund
Norveç'in başkenti Oslo'nun 80 km kuzeyinde Tyrifjorden şehrinin küçük bir kasabası olan Vikersund'ta son olarak 2000 yılında yapılan şampiyonayı bireyselde Alman Sven Hannawald kazanır iken, ikinci Avusturyalı Andreas Widhölzl oldu. Bronzun sahibi ise Fin Janne Ahonen idi.

Harrachov
İngilizcede 'devil's mountain' olarak anılan Čertak isimli tepe, Çek Cumhuriyeti'nin kuzeyinde Polonya sınırına 4 km uzaklıkta olan Mumlava nehri üzerine kurulmuş Harrachov kentinde inşa edildi. Son olarak 2002 yılında ev sahipliği yaptığı bu turnuvada Almanlar Sven Hannawald ve Martin Schmitt ile duble yapar iken bronzu Fin Matti Hautamäki aldı.

18 Aralık 2010 Cumartesi

Yeraltindan notlar

Iktisadi olarak baktigimizda bir sirketin buyume planlari yapip bu dogrultuda adimlar atmasi demek mevcut arz-talep seviyesini yuksek miktarlara cekip hedefine ulasmak istemesi anlamina gelir. Buna ornek olarak M.City veya ondan once Chelsea'yi gosterebiliriz. Ne yapti o donem Chelsea, daha dogrusu Rus milyarder Abramovich, yaptigi yatirimlar ile(flas transferleri Drogba,Malouda,Joe Cole,Ashley Cole,Essien en onemlisi belki de Jose Mourinho) buyumeye gitti ve bu yatirimlar yol,su,elektrik olarak Mavilere dondu.Gerci o cok istedigi CL sampiyonlugunu hala elde edebilmis degil hem de kendi evinde Moskova'da Luzhniki Stadi'nda finale kadar gelmesine ragmen Seytanlara toslamislardi. Yine de sonuc olarak artik surekli olarak sampiyonluga oynayan, her kupada iddiali olan bir ekibin temelleri atildi. En guncel ornek M.City, onlar da petrol zengini Arap sahipleri sayesinde ayni yola girdiler. Endustriyellesen futbolda artik ucuk rakamlari odeyebilen kulup sahipleri soz sahibi.Hal-i hazirda futbol topu bu sekilde dönüyor.

Farkli olarak bir de kuculme politikasi vardir sirketlerin onunde, bu da cogu zaman en mantikli yoldur iktisadi olarak baktigimizda, mevcut kosullar sirkete zarar ettirmeye baslamissa yapilacak en dogru sey kisa vadede kuculme yoluna giderek aslinda uzun vadeli dusunmektir. Iste bu sene B.Dortmund'un geldigi nokta tam olarak bu politikaya tekabul ediyor. Borc batagi icinde yuzen kulup, durumunu iyilestirmek icin kuculme yoluna gitti, genc oyunculara yoneldi, Jurgen Klopp ile de bizde bir turlu saglan(a)mayan 'istikrari' saglayarak bugunun temellerini atmis oldu.
Kendi icimize bakarsak kimilerine gore 'tesaduf' olan basarilarin geldigi sureci aslinda o soyleyenlerin basaramadigi istikrar sonucu gelmis oldugunu rahatlikla gorebiliriz zira Gs'nin o donem kurdugu ekip yillardir beraber oynamis ve calismis bir ekipti. Bunu en guzel gosteren orneklerden biri Fatih Terim'in Gs'ye Uefa Kupasi yolunu acan 3-2'lik Milan macinda uzatma dakikalarinda penaltiyi kullandirdigi Umit Davala hakkinda soyledikleridir; "o an Umit dedim, o gune kadar Umit hic penalti atmamisti, zaten herkes de sasirdi, ama benim taa Afyon'dan, Umit Milli takimdan tanidigimi bilmiyorlar tabi" diyor Terim. Boyle bir takim ruhu yaratmisti Imparator,yillardir suren bir istikrarin meyvesi olan bu basariyi 'tesaduf' olarak nitelemek talihsiz bir aciklamaydi kuskusuz.
Dortmund'a donecek olursak su anda Bundesliga'nin zirvesinde yalniz kalan Ruhr ekibi bu gece daha once de bahsettigimiz ulkemizdeki istikrarsizligin kurbanlarindan Skibbe'nin takimi E.Frankfurt'a takildi ve harika goturdugu bu sene B.Munich'in ilk devrede toplanan 44 puanlik rekorunu kiramadi. Macin kirilma noktalarinda Barrios'un imzasi vardi,ilk yarinin sonunda Nuri'nin 60 metrelik harika 'ara pasina' yaptigi kosu ne kadar iyi ise yaptigi vurus da bir o kadar kotu idi, ikinci yari 6 pastan yaptigi vurus diregin hemen ustunden disari giderken akabinde gelisen atakta son vurus icin mesin yuvarlak Gekas'in ayagina gelince, Weidenfeller Frankfurt kalecisi genc Fahrmann kadar sansli olamadi ve topu aglarindan cikarmak durumunda kaldi. 87'de gelen bu gol neticeyi tayin etti, Ruhr ekibi devreyi rekor ile bitiremese de su ana kadar oynadigi futbol ile herkesin begenisini kazanip bunu da puan tablosuna yansitarak sampiyonluga emin adimlar ile ilerliyor.

Son bir not, yeni yil yaklasirken takimlarimiza, ozellikle de tam bir kaos ortaminda olan Galatasaray'a istikrar dolu yillar diliyorum zira istikrar olmadan ust duzey basarinin gelmedigi asikar, Sari kirmizililar mutlaka eski gunlerine donecektir buna hem taraftarlarinin hem de uluslararasi arenada Turkiye'nin ihtiyaci var, unutmayalim ki her kaostan yeni bir duzen dogar.

4 Aralık 2010 Cumartesi

Frankfurt'ta eski bir dost

Futbolcular ile arkadaş olabilen ve yüzü gülen nadir hocalardan olan Michael Skibbe yolu Türkiye'den geçenlerden. B.Leverkusen'in başındayken 2007-2008 sezonunda o zamanki formatıyla Uefa Kupası'nda 3. turda memleketlisi Feldkamplı Galatasaray ile eşleşmiş, İstanbul'daki 0-0'lık maçın ardından BayArena'da tarihler 21 Şubat 2008'i gösterirken 5 gollü bir galibiyet ile belki de sarı kırmızılı ekibe göz kırpmıştı. 5-1 biten maçta Galatasaray'ın attığı tek gol penaltıdan o sezon piyangodan çıkan son transfer Ahmed Barusso'dan gelmişti. Kaderin bir oyunu mudur bilinmez damat Skibbe'nin (Türk Aylin Skibbe ile evli) İstanbul'dan ayrılışı da yine 5 gollü bir maç sonrasında olmuştu, tarih 2009 yılının 22 Şubat'ı idi. Taner Gülleri'nin plaseleri ile gelen 5-2'lik mağlubiyet Skibbe'nin Almanya geri dönüş biletini cebine koymuştu.
O sezon Avrupa'da yoluna dolu dizgin devam eden Galatasaray belki de son yıllardaki en iyi futbolunu sergiliyordu. Sorunlu yıldız Lincoln'den maximum verimi alabilmişti teknik direktörlüğü boyunca, zaten onun ardından Lincoln'ün yıldızı Galatasaray ve sonrasında gelen hocalar ile bir türlü barışmadı bunun sonucunda da ayrılık kaçınılmaz oldu. Özellikle Avrupa arenasında üstelik sezon başından beri sakatlıklardan çok canı yanmıştı Alman hocanın, birçok maçta rotasyonda kullanmak zorunda kaldığı oyuncular Yaser Yıldız, Serkan Kurtuluş, Alparslan Erdem gibi isimlerdi. Buna rağmen Bordeaux deplasmanında alınan 0-0 beraberlik sonrası oynanan futbol çok umut vericiydi; fakat olmadı, Galatasaray için şampiyonluğun bir amaç değil araç olduğu söylense de başkan Adnan Polat tarafından ligdeki kötü gidişe kayıtsız kalınamadı. Skibbe için Türkiye macerası kısa sürmüştü. Şimdi Eintracht Frankfurt'un başında, yine kısıtlı imkanlar ile Kartalları potansiyellerinin üzerinde tutmaya devam ediyor.

Bu hafta rakipleri sezona beklenmedik bir şekilde iyi başlayan ve "yoksa" sorularını sormamıza neden olan Mainz'dı. İlk 7 haftada 7 galibiyet alan Mainz sonrasında inişli çıkışlı bir grafik çizmeye devam ediyor, bu haftayı da Frankfurt deplasmanında 2-1 mağlup kapatmalarına rağmen 2. sırada kalmayı başardılar Thomas Tuchel'in öğrencileri. Thomas Tuchel'e de ayrı bir parantez açmak gerekir ki gerçekten harika bir Mainz yarattı, genç oyuncuları Marcel Risse, André Schürrle ve Fürth'ten transfer edilen Tunuslu Allagui takımın göze çarpan isimleri. Özellikle Allagui'nin attığı akıl dolu goller gerçekten izlenmeye değer.

Gutenberg kenti Mainz, Rheinland-Pfalz eyaletinin başkenti ve Almanya'nın önemli eğlence ve kültür merkezlerinden, şehrin göz bebeği ise 1000 yıllık tarihi ile Dom Kilisesi, ayrıca Medya Kenti olarak da bilinen Mainz tv kanalı ZDF ve daha birçok kanal ve radyo istasyonuna ev sahipliği yapıyor. Giderek büyüyen ve gayet modern bir şehir olan Mainz şehrini temsil eden 1. FSV Mainz 05 takımı da sezonun ikinci yarısının başlaması ile 20.300 kişi kapasiteli Bruchweg stadyumunu bırakıp şehrin modernitesine uygun 33.500 kapasiteli Coface-Arena'ya geçiş yapmayı planlıyor.

Hessen eyaletine bağlı, Avrupa Merkez Bankası'nın genel merkezi olan, Avrupa'nın en zengin şehirlerinden biri  Frankfurt'ta Commerzbank Arena'da kötü gidişe dur demek isteyen Kartallar, Marco Russ'un golü ile maça iyi başladı, önce Almanya'nın yükselen değeri Schürrle'den ve ardından Bundesliga'nın daimi golcüsü Gekas'tan gelen karşılıklı penaltı golleri maçın skorunu tayin etti. Maç öncesi yapılan röportajda yine eksiklerden yakınıyordu Skibbe, zaten dar bir kadroya sahip olan Frankfurt'ta Chris ve Maik Franz gibi 11'in değişmez oyuncuları sakattı. 3 haftadır galip gelemeyen takımın üzerinde baskı olduğu da kesindi, yine röportajında bu maçta taraftarımıza ihtiyacımız var diyen Skibbe'nin bu isteği karşılıksız kalmadı ve Commerzbank Arena'yı hıncahınç dolduran seyirciler hocalarının yanında olduğunu gösterdi. 50.000 civarı taraftar bu gece evlerine sonuçtan memnun bir şekilde döndü. Skibbe kariyerine emin adımlar ile devam ediyor, belki bir gün tıpkı Hiddink, Löw, Del Bosque örneklerinde olduğu gibi Türkiye'den gönderilen, sonrasında büyük başarılara imza atan teknik direktörler kervanına girer ve belki de yolumuz tekrar kesişir Skibbe ile kim bilir.

St.Pauli - Kaiserslautern


   Hafta içi oynanan Avrupa Ligi maçlarında seyrettiğimiz kar kaplı sahaların ilk kurbanı Juventus oldu. Avrupa'nın neredeyse tamamını etkisi altına alan soğuk hava dalgası Türkiye'ye uğramamakta ısrarcı; zira ülke ekseninin Doğu'ya kaydığı söylentilerini duymuş olsa gerek :) Lech Poznan deplasmanında alınan 1-1'lik skorun ardından siyah beyazlı ekip Avrupa arenasına havlu atmış oldu. Aslında bunu kış kıyamete bağlamak ne kadar doğru olur bilemiyorum; çünkü kendi evlerinde klasik deyim ile hava ve zemin futbol oynamaya müsait iken de Leh ekibi ile beraberliğin ötesine gidememişlerdi. Bu arada ateşli bir taraftar topluluğu olarak bilinen Lech Poznan taraftarının Spalletti'nin Zenit'in şampiyonluğunu kutladığı sıradaki ateşi yakalayamadığını da gördük, Forza Spalletti:) Maç sonrası Juventus'luların hava koşullarından şikayet etmeden önce şapkalarını önlerine koyup düşünmeleri gerekirdi ki ne Serie A'da ne de Avrupa Ligi'nde istenilen yerde olmamalarının sebebinin sadece bu maç olmadığını görebilsinler. Juventus'un yeniden yapılanma sürecinde olduğu ve eski kimliğini aradığı şu dönemde sancılı günlerden geçtiği aşikâr.

   Gelelim asıl maçımıza; kar yağışı Almanya'da da etkisini göstermiş durumda, hafta içi gördüğümüz beyaz örtü ile kaplı sahalar kadar olmasa da bu maç da zeminin hafif beyaza çaldığı bir ortamda oynandı. St.Pauli'de Deniz Naki ve Kaiserslautern'de Alper Akçam 18 kişilik kadroda yer almadı. St.Pauli, Bundesliga'da bu maç öncesi 14'e abone olmuş vaziyette, 14 haftada 14 puan ile 14. sırada yer alan ve evinde(Millerntor Stadyumu) sadece bir kez galip gelebilmişti, hafta başına da 1 puan ortalamasını tutturmuş durumdaydı ki 7 haftadır 3 puan yüzü görmüyordu Lig Korsanları. Bu hafta bunu kırmayı başardılar ve talihsiz Tiffert'in kendi kalesine attığı gol ile galip gelerek puan tablosunda Kaiserslautern'i yakalamayı başardılar.
   Almanya'nın kuzeyinde yer alan ve kendi başına bir eyalet olan Hamburg kentinin iki takımından biri olan St.Pauli aslında Hamburg'un diğer yüzünü, gece hayatını yansıtıyor. Kahverengi-beyazlı ekip futbolun yanı sıra rugby,beyzbol,masa tenisi,hentbol ve daha birçok sporda da faaliyet gösteriyor.
   Bu sezon 2008'den bu yana takımın başında olan ve onları Bundesliga'ya taşıyan Holger Stanislawski ile yollarına devam ettiler. Kadro kalitesini göz önünde bulundurursak Stanislawski'nin takımının Schalke, Stuttgart ve Monchengladbach gibi takımların üstünde yer alması başarı olarak görülebilir; fakat Bundesliga'da kalıcı olmak istiyorlar ise futbola biraz daha yatırım yapmaları gerekecek ki Alman liginin kalitesi her geçen yıl artmaya devam ediyor.

   Gelelim Kaiserslautern'e, kırmızı-beyazlı ekip geçtiğimiz hafta fantastik 5-0'lık Schalke galibiyetinin ardından bize bu sene Schalke galibiyetlerinin ölçü olmadığını bu hafta St.Pauli deplasmanındaki oyunu ile göstermiş oldu. Marco Kurz'un talebeleri Lakic'in ayağına bakmaya devam ediyor.Ilicevic-Lakic duosu durduğunda onlar da duruyor.
   Rheinland-Pfalz eyaletinin iki Bundesliga temsilcisinden biri olan Kaiserslautern şehrinin takımı, eski günlerini mum ile arıyor desek yeridir. Kent 19. yy'dan kalma resim ve heykellerin sergilendiği Palatin Galerisi ile birlikte bilgi ve iletişim teknolojisinin merkezi durumunda. Sportif başarı olarak 90'lı yıllardaki Kalli ve Rehhagel zamanında kazanılan lig ve kupa şampiyonluklarının üzerinden yıllar geçti ve bu başarılara en çok 2003 yılında yine tanıdık bir isim Eric Gerets ile kupa finaline çıkarak yaklaştılar. Parlak geçen 90'lı yılların ardından, Kaiserslautern 2000'lerde kümede kalma mücadelesi ile yaşamını sürdürüyor.
Son olarak, bu sezon Bundesliga'da kalite bazında ortalamanın altında bir maç izlediğimiz muhakkak.